Nutrition Programme

IMG_4937

Bildiğiniz gibi 8-9 Temmuz haftasonunda, Sabri Ülker Vakfı tarafından organize edilen ilk Beslenme İletişimi programına katıldım. Kaldığımız otel, ekibimiz ve genel olarak organizasyon çok iyi olduğu için baya keyifli vakit geçirdik. Bunun yanında, bir çok faydalı bilgi de edindik tabii. Şimdi bunlardan bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Bir kere bizler tüketici olarak, beslenme konusunda neye inanacağımızı şaşırmış durumdayız, o kesin. Çünkü bir gün ak denilene, diğer bir gün kara deniliyor, bazı uzmanlar ve kuruluşlar bazı gıdaları bugün tavsiye edip, yarın zararlarından bahsedebiliyor. Bu durum da tabii, insanlarda ‘acaba bütün bunlar sadece hükümetler ve büyük şirketlerin çıkarları için mi yapılıyor?’ düşüncesi oluşturup toplumda güvensizlik yaratıyor. Hatırlarsanız bir dönem Türk televizyonlarında, gazetelerde deli gibi yeşil mercimek reklamı yapılıp faydalarından bahsediliyordu ve sonunda ortaya çıktı ki, o sene çok fazla yeşil mercimek stoğu varmış ve o yüzden tüketimin artması gerekiyormuş :)
İşte bu eğitim programının benim için en büyük faydası, gerçekten doğru bilgiye ulaşabileceğim dünya çapında bağımsız kuruluş ve organizasyonlarla tanışmam oldu. Bunların ilki, tabii ki herkesçe bilinen, Dünya Sağlık Örgütü (WHO).
Bir diğeri 2002 de kurulan, çeşitli Üniversitelerde çalışan bilim adamlarından oluşan, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA). Bugün Avrupa Birliği’nde satışa çıkan her katkı maddesi, EFSA tarafından kontrol ediliyor. Diğer bir kuruluş da, 1986’dan beri faaliyet gösteren ve Avrupa Birliği Fonlarından pay alan, Uluslararası Yaşam Bilimleri Enstitüsü (ILSI). Bir diğeri de, Avrupa Gıda Bilgi Konseyi (EUFIC). Ayrıca Türkiye’de 2009’dan beri hizmet veren ve Avrupa Beslenme Vakıfları İletişim Platformu’nun ülkemizdeki tek üyesi olan Sabri Ülker Vakfı var. Vakıf, 2009 yılından bu yana toplumun sağlıklı yaşam ve beslenme konularında doğru ve güvenilir bilimsel bilgiyi ulaştırma ve referans kurum olma hedefiyle yoluna devam ediyor.
İki günlük konferansda, bu kurumlara mensup bir çok değerli hoca ve bilim insanını dinleme şansı bulduk. Anlatılanlardan en çok aklımda yer eden, günümüzde daha sağlıklı olduğu öne sürülen ve gittikçe yaygınlaşan vegan , vejeteryan ve glutensiz beslenme şekillerinin, eğer takviyelerle desteklenmezse, uzun vadede vücutta çeşitli eksiklik ve hastalıklara neden olabileceği oldu. Vücuda enerji veren, yağ, protein, karbonhidrat gibi makro besinlerle, vitamin ve minerallerden oluşan enerji vermeyen mikro besinlerin dengeli olarak tüketilmesi çok önemli. Yani çok eskiden beri bahsi geçen dengeli beslenme, bilim insanları tarafından gene en çok tavsiye edilen sistem. Ancak eskiden bu kadar kötü olduğunu düşünmediğimiz şeker hariç. Şeker için ‘the new tobacco’ denildiğini de gene burda öğrendim. Sonuç olarak, şekersiz, donmuş yağ içermeyen ve sodyumu kısıtlayan bir beslenme programı, sağlığımız için en faydalısı. Ayrıca, insanlarda en çok eksikliği görülen vitamin, D Vitamini imiş ve D Vitamini, A Vitamini ile birlikte çalışıyormuş, birinin eksikliğinde, diğerinin emilimi de azalıyormuş. O yüzden bu iki vitamin yeterince alınamıyorsa -ki D Vitamininin sadece besinlerden alınması imkansız, illa güneş gerekiyor-takviye edilmesi öneriliyor. Ayrıca çinko ve demir de takviye edilmesi gerekenlerden.
Eğitimin benim için en büyük kazanımlarından biri, Gıda Güvenliği ve Gıda Güvencesi kavramları ile tanışmam oldu. Gıda Güvenliği; Gıdaların, hastalıklara neden olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal tehlikeleri önleyecek şekilde işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye ulaştırılmasını sağlayan bilimsel bir sistem döngüsü anlamına geliyor. Bugün dünyada her yıl 600 milyon kişi kontamine olmuş gıdalar nedeniyle hastalanıp, 420 bini ise ölüyor. Ve ne acıdır ki, bu ölümlerin %40 ı 5 yaş altı çocuklardan oluşuyor. Tüm insanların her zaman beslenme ihtiyaçlarını aktif ve sağlıklı bir hayat için karşılayan yeterli ve sağlıklı gıdaya fiziksel, ekonomik ve sosyal olarak ulaşabilme durumu anlamına gelen Gıda Güvencesi ise bambaşka bir konu ve maalesef bugün dünyada 2 milyon insan obezite sorunu yaşarken, 795 milyon insan yetersiz beslenmekte. Açlık sorununun en büyük olduğu Afrika’da, meyve, sebze hasatlarının %15 ila %42 si, kötü depolama, uygun proses edilememe, finansmana ulaşamama ve pazara girememe gibi nedenlerden telef oluyor. Ne yazık!
Öğrendiğim en üzücü bilgilerden biri ise, şimdiye kadar dünyada tükettiğimiz gıdalarla ilgili ortaya çıkan deli dana gibi hastalıkların çoğunun, sahtekarlıktan kaynaklanmış olduğu idi.
Türkiye ‘deki beslenme durumu da, pek iç açıcı değil tabii. Ülkemizde 19 yaş üzeri yetişkin erkeklerin %59.7 si, kadınların ise %64 ü Beden Kitle Endesklerine bakıldığında aşırı kilolu. Kadınların oranının daha yüksek olduğunu öğrenmek beni şaşırttı açıkçası, tam tersi olduğunu düşünürdüm. Halbuki maalesef, Türk kadınları Avrupa nın en hareketsiz kadınlarıymış. Üstelik tuz tüketimi konusunda da, günlük 15 gr tüketimle, Avrupa lideri imişiz.
Bu tuz konusu, programda çok fazla konuşulan konulardan biri oldu. Amerika’lı bir kalp doktorunun yeni çıkan bir kitabına göre, tuz tüketimini kısıtlamak, şeker tüketiminin artmasına sebep olarak obeziteye davetiye çıkartıyormuş. Oysa WHO nun tavsiyesi, tuzu günde 5 gr ile sınırlamak. Bu da bize bir kez daha her duyduğumuza, her uzmana inanamayıp, sadece güvenilir kaynaklardan alınan bilimsel verilere güvenmemizin önemini bir kez daha gösterdi. O yüzden bu programa katıldığım için çok memnunum.
Teşekkürler Sabri Ülker Vakfı
IMG_4710 IMG_4719 775706AC-1E59-44E8-9279-AB5C12B649E3 IMG_4777 IMG_4851 IMG_4937

IMG_6292IMG_4943 IMG_5121

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir